Milletimizin, iman ve azmini bütün dünyaya gösteren Çanakkale Zaferi, 95. yıldönümünde hatimler ve törenlerle anılıyor...
VİDEOYU İZLEMEK İÇİN TIKLAYIN... Mehmetçiğin inanç destanı 18 Mart Şehitler Günü ve ‘Çanakkale Zaferi'nin 95. yıldönümü, Çanakkale başta olmak üzere, bütün yurtta coşkuyla kutlanıyor. Bundan 95 yıl önce ‘Çanakkale geçilmez' destanını yazdıran ataların evlatları, şehitliklere koşarak o ruhu kaybetmediklerini gösteriyor. Milli Şairimiz Mehmet Âkif Ersoy'un ‘Bedrin Aslanları' benzetmesiyle yücelttiği Çanakkale şehitleri, bugün ülke genelinde yapılan anma toplantılarında yad edilecek. ‘Şehitler ölmez, Çanakkale geçilmez' mesajı da bir defa daha bütün dünyaya verilecek. Büyük destana imza atan şehitleri anmak için yurdun birçok yerinde mevlit okutulacak.
ÇANAKKALE'Yİ GEÇİP İSTANBUL'U ALMAK İSTİYORLARDI AMA...
Çanakkale Savaşı, yalnız Türkiye tarihinin değil, yakın dünya tarihinin de en önemli savaşlarından bir tanesi. Birinci Dünya Savaşı'nı galip bitirmek isteyen düşman devletler, gemileriyle Çanakkale Boğazı'nı geçip İstanbul'u almak istiyorlardı. 1914 yılında 1. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla İtilaf devletleri bu isteklerini gerçekleştirme fırsatının doğduğuna inandılar. Bu inançla İngiltere ve Fransa işbirliği yaparak 3 Kasım 1914 günü alacakaranlıkta Bozcaada'dan Boğaz'ın ağzına doğru yaklaştılar ve uzun sürecek bir savaşın startını vermiş oldular. Osmanlı ordusu, İngiliz ve Fransız donanmalarına karşı Çanakkale Boğazı'nda aylar süren bir dizi deniz ve kara savaşı yaptılar ama İtilaf devletleri gemileri, diledikleri gibi ilerleyemiyor, amaçlarına ulaşamıyordu. Lodos fırtınasını başarısızlıklarının sebebi olarak görüyorlardı.
DÖNEMİN EN GÜÇLÜ FİLOSU ÇANAKKALE SIRTLARINDA
18 Mart 1915 günü İngiliz ve Fransız savaş gemilerinden oluşan, o dönemin en büyük deniz gücü, üç filo olarak sabahleyin Çanakkale Boğazı'na girdi. Bu donanmanın ilk grubunu oluşturan filoda, İngilizlerin Queen Elizabeth zırhlısı ile İnflexible, Lord Nelson ve Agamemnon savaş gemileri bulunuyordu. İkinci grupta İngiliz Kalyon Kaptanı komutasında Ocean, İrresistible, Wengeance Majestic gibi savaş gemileri yer almıştı. Üçüncü filo ise Prince, Bouvet, Suffren gibi Fransız savaş gemilerinden oluşuyordu. İngilizler ve Fransızlar zayıf gördükleri Türk savunmasını kolayca susturarak Boğaz'ı kolayca geçebileceklerini umuyorlardı. Bu umut ve güvenle 18 Mart 1915 günü düşman savaş gemileri, şiddetli bir ateşe başladılar. Bombardıman sırasında Türk tabya ve bataryaları büyük zarar görmüştü...
DENİZE DÖŞENEN MAYINLAR, DÜŞMAN GEMİLERİNİ BATIRDI
Amiral Robeck, Fransız gemilerini geri çekerek İngiliz savaş gemilerini ileri sürdü. Tam bu sırada müthiş patlamalar oldu. Bouvet ve Suffren savaş gemileri mayına çarparak sarsıldılar, manevra kabiliyetini kaybettiler. Bir gece önce Nusret Mayın Gemisi'nin döşediği mayınlar, görevlerini yapmışlardı. Bu arada düşman savaş gemilerinden İnflexible, İrressitible büyük hasar gördü. Batanlar oldu. Daha sonra Queen Elisabeth ve Agamemnon yaralandı. İtilaf devletleri, Çanakkale Boğazı'nı denizden aşamadılar. Büyük kayıplar vererek Çanakkale Boğazı'nın geçilemeyeceğini öğrendiler. 250 bin askerimizin şehid olduğu bu savaşlar sonucunda, düşman donanmaları ağır kayıplar vererek geri çekildi. Bu zafer, Türk ve dünya tarihine bir ‘destan' olarak geçti. Çanakkale Savaşlarının denizle ilgili bölümü, 18 Mart 1915 tarihinde, düşman gemilerinin geri çekilmeleriyle sonuçlandı.
ÇANAKKALE SAVAŞI'NDA ANZAK ASKERİ lord CASEY'DEN BİR ANEKDOT
Conkbayırı'nda korkunç siper savaşları oluyordu. Siperler arasındaki mesafe öyle zamanlar oluyordu ki; 10 metreye kadar iniyordu. Yine böyle bir zamanda, Çanakkale Savaşlarında görev yapmış bir Anzak askeri olan Üsteğmen Lord Casey, gözleriyle gördüğü olayı şöyle anlatıyor: “İki siper arasında açıkta ağır yaralı ve bir bacağı kopmak üzere olan İngiliz yüzbaşımız, avazı çıktığı kadar bağırıyor, ağlıyor, ‘kurtarın' diye yalvarıyordu. Ancak siperlerden hiç kimse çıkıp yardım edemiyor. Çünkü en küçük bir kıpırdanışta yüzlerce kurşun yağıyordu. Bu sırada akıl almaz bir olay oldu. Türk siperlerinden beyaz bir iç çamaşırı sallandı. Arkasından aslan yapılı bir Türk askeri silahsız olarak siperden çıktı. Hepimiz donduk kaldık. Asker yavaş adımlarla yürüyor, siperdekiler kendisine nişan almış bekliyordu. Asker, yaralı İngiliz subayını yumuşacık bir hareketle kucakladı. Kolunu omzuna attı ve bizim siperlere doğru yürümeye başladı. Yaralıyı usulca yere bırakıp geldiği gibi kendi siperine döndü. Teşekkür bile edemedik. Günlerce bu cesareti, güzelliği ve insan sevgisini konuştuk.”
***
Çanakkale savaşları doğru anlatılmıyor
Çanakkale Savaşları üzerine yazılmış en önemli romanlardan biri olarak kabul edilen “Çanakkale Mahşeri” adlı kitabın yazarı araştırmacı Mehmed Niyazi, Çanakkale Savaşı'nın, dünyayı allak bullak eden büyük bir savaş olduğunu belirterek, “Ancak biz, oraya sevdiğimiz 1-2 kumandanın gözüyle bakıyoruz, o kadar. Başka bir şey gördüğümüze kani değilim. Çanakkale Savaşlarının doğru anlatıldığını düşünmüyorum” dedi.
Mehmet Niyazi, Çanakkale Savaşlarının yeterince bilinmediğini, bunun sebebinin de ön kabullere dayanması olduğunu belirtti.
Çanakkale Savaşları tarihine olan ilginin son yıllarda arttığını belirten Niyazi, “Ama niye ilgi duyduğumuzu pek izah ettiğimize kani değilim” dedi.
Toplumun Çanakkale Savaşlarını öğrenme, bilme gibi bir gayreti olmadığını savunan Niyazi, “Çanakkale, önemi hala devam eden, sonuçları itibariyle temadi eden bir savaştır” dedi.
Çanakkale Savaşıyla ilgili yanlış bilgiler
Çanakkale Destanı ne kadar överseniz övün hakkı teslim edilecek bir destan değil. Ancakdoğru sanılan pek çok yanlış tarihi bilgi olduğu da su götürmez bir gerçek. Gelin bu kez zaferi bilinmezlerine bakarak analım.
Fazıl Yazıcı’nın kaleme aldığı Yitik Hazine Yayınları’nın yayımladığı “Çanakkale’nin Bilinmezleri” Çanakkale, farklı teknik kullanıyor ve kısa anekdotlarla büyük savaşın renklerini tuvale aktarıyor. Eser bir anlamda resimde küçük parçaların birleşmesiyle yapılan kolaj çalışmasının kitapta hayat bulmuş şekli. Çanakkale’ye ait küçük parçalar iyi bir tasnifle bir araya getirilmiş, sonunda da ortaya savaşın resmi çıkmış ancak hâkim renk kırmızı.
Savaşa dair bilmediğimiz ne de çok konu varmış dedirten başlıklar kendi bilgilerinizi sınayan sorular olarak zihninize üşüşüyor: “İngilizler neden Allah Allah diyerek ilerlediler?” “Hangi ganimete Türkler el sürmezken Almanlar bayram etti?” “İngiliz saygısızlığına karşı Osmanlı terbiyesi nasıl gösterildi.” “1915’te şehit düşen bir kahraman nüfustan düşerken vefat tarihine neden 1919 senesi yazıldı?” “Şehitlerin üzerinden çıkan kâğıtlarda ne yazardı?” “Osmanlılar 18 Mart Zaferi’ni neden 5 Mart’ta kutlardı?” “Fatih Sultan Mehmed’in asırlar evvelinden gelen askerî zekâsı, Çanakkale Muharebelerinde ordumuzun işini nasıl kolaylaştırdı?” “Yıllar yılı Çanakkale’nin Geçilmez olduğunu dünyaya ilan eden kahramanlar kimlerdi?” Soruları çoğaltmak mümkün ve cevaplarını bulmak için çoğu ilk defa yayınlanan Çanakkale fotoğrafları yerine kitabın metinlerine odaklanmak şart"
“Çanakkale’nin Bilinmezleri” kitabında sadece Çanakkale Savaşları’na yer verilmemiş. Osmanlıların ilk dönemlerinden itibaren Çanakkale’nin önemi, burada yaşanan mühim hadiselerin eşliğinde verilmiş. Böylece aslında bir manada Osmanlı’nın Çanakkale Müdafaası’nın Orhan Gazi döneminden itibaren başladığını anlıyorsunuz.
Tarih boyunca Çanakkale geçilmez diyen sadece 1915’teki kahramanlar olmadığını da eserin Osmanlı’nın Çanakkale’si kısmında görüyorsunuz. Saruca Paşa, Çalı Bey, Kaptan-ı Derya Murad Paşa, Köprülü Mehmed Paşa gibi pek çok kahraman yıllar yılı bu Boğaz’da boğaz boğaza savaş vermiş.
Eser, Çanakkale’yi bilinmezleri ile öğrenmek isteyenlerin okuması gereken nitelikli bir çalışma.
Haber 7 Kitap Dünyası ekibi olarak sizler için Çanakkale Savaşılarının yıldönümünde sizlere göz kirası olarak kitaptan Çanakkale Savaşlarıyla ilgili doğru sanılan yanlış bilgiler bölümünü seçtik.
Anlaşmayı Kim İstedi Çanakkale Savaşları öncesinde Osmanlı hükümetiyle Almanlar arasında yapılan gizli ittifak anlaşmasına istekli taraf, sanılanın aksine Almanlar değil Osmanlılardır. Teklif Almanlardan gelmemiş, Osmanlılardan gitmiştir. Dönemin Alman Büyükelçisi Wangenheim'ın ve Şansölye Betmann Hollweg'in bütün itirazlarına rağmen Kayser II. Wilhelm'in emriyle 2 Ağustos 1914'te Osmanlı Alman ittifak anlaşması imzalanmıştır.
***
Savaşın Adı Çanakkale Savaşları her ne kadar tarihimize bu adla geçmişse de savaşın büyük kısmı Çanakkale'de değil karşısında yer alan Gelibolu Yarımadası'nda geçmiştir. Bu sebeple yabancı devletler tarafından Çanakkale Savaşlarına ülkemizdeki isimlendirmeden farklı olarak Gelibolu (Gallipoli) Savaşları denilmiştir.
***
Çanakkale Savaşları ve Millî Mücadele Çanakkale Muharebeleri, İstiklal Harbi veya Millî Mücadele içinde yer almaz. Çanakkale Savaşları o dönemki ismiyle "Büyük Savaş" ın I. Dünya Savaşı'nın bir cephesinde yaşanmıştır. Ancak ülkemizde Çanakkale Savaşlarının yıldönümleri topyekun tarihe olan alakanın zirve yaptığı bir zaman dilimi olmaktadır.
***
Çanakkale'nin Komutanı Çanakkale Muharebeleri'ni gerçekleştiren ordu 5. Ordu olup bu ordunun başında sanılanın aksine Esad Paşa, Mustafa Kemal veya Cevad Paşa değil Alman kumandan Liman van Sanders bulunmaktadır. Ancak savaşın kazanılmasında Liman Paşa'nın ne kadar rolü olduğu çok tartışmalı bir husustur.
***
Enver Paşa Enver Paşa Osmanlı Devleti'nin kurtuluşunu I. Dünya Savaşı'nda kazanılacak bir başarıya bağlamıştır. Alman yanlısı olduğu doğrudur. Ancak Enver Paşa'nın bir Alman kuklası olup onların her isteğini yerine getirmeye çalışan silik bir karakter şeklinde gösterilmesi doğru değildir. Bizzat Alman belgeleri ve Alman subayların hatıraları Enver Paşa'nın pek çok hususta Alman askerî yetkilileri dinlemediği ve kendi doğruları sebebiyle onlarla çatıştığını göstermektedir.
***
Çanakkale'de Sadece Türkler mi Savaştı Çanakkale Savaşları anlatan kitaplarda Osmanlı kuvvetleri yerine ısrarla Türk vurgusu yapılır. Bunun sebebi Çanakkale Savaşları'nın Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasında oynadığı mühim rolden kaynaklanıyor olabilir. Ancak burada Türk vurgusu bir etnik köken olarak vurgulanırsa yanlışlık yapılmış olur. Zira Osmanlı saflarında her ne kadar asli unsur Türklerden oluşsa da Kürtler, Araplar, Boşnaklar, Çerkezler, Arnavutlar vd. bulunduğu gibi Tunus, Afganistan, Cezayir, Filistin, Suriye, Lübnan, Arabistan, Irak ve Kafkaslar gibi çok uzak coğrafyalardan gelenler de vardır.
***
Müttefikler Yenildiği İçin Yenik mi Sayıldık Yıllar yılı ders kitaplarında adeta ezberletilen bir ifade vardır: "Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı'nda yenilmedi, ama müttefikleri yenildiği için kendisi de yenik sayıldı." Bu ifade her ne kadar millî hislere tercüman olsa da tarihî gerçeklerle tam olarak örtüşmemektedir.
Osmanlı askerleri cephelerde takdire şayan kahramanlıklar göstermiştir. Ancak I. Dünya Savaşı'nda yer alan Kafkas (Doğu) Cephesi, Irak Cephesi, Kanal Cephesi, Filistin - Suriye Cephesi, Yemen ve Hicaz Cephesi, Galiçya, Makedonya, Romanya Cephesi'nde alınan neticeler mağlubiyettir. Bunlar içinde Kafkas Cephesi'nde Sarıkamış Harekatı'nda, Irak Cephesi'nde Kutel Amara'da, Galiçya'da, Filistin'de destansı mücadeleler verilmiş, kısmi başarılar da elde edilmiştir. Lakin genel netice mağlubiyettir. Osmanlı'nın savaştığı -ana hatlarıyla- altı cepheden sadece Çanakkale'de galip gelmesi gerçeği karşımızda durmaktadır. Bu sebeple aslında Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı'nda müttefikleri yenildiği için yenik sayılmamış, bizatihi kendisi de mağlubiyetler almıştır. Bu yenilgilere müttefiklerin mağlubiyetleri de ilave edilince koca devlet için kaçınılmaz sona gelmiştir.
***
Çanakkale Geçildi mi "Çanakkale geçilmez!" sözü her ne kadar savaşla özdeşleşmiş ve düşman donanma ve askerinin büyük bir kısmı Çanakkale'yi geçememiştir. Ancak "Çanakkale geçilmez" sözüne bir istisna olarak bazı denizaltılar gösterilir ki mesela bunlardan AE2 isimli denizaltı Çanakkale Boğazı'nı geçerek Marmara'ya girmeyi başarmış ardından da İstanbul önlerine kadar gelmiştir.
Düşman Çanakkale'yi Nasıl Geçti Tarih alanında sıra dışı yorumlarda bulunmak son zamanlarımızın tehlikeli bir modası hâline gelmiştir. Bu durumun en vahim misalleri Çanakkale üzerine yapılmaktadır. "Çanakkale geçilmez!" sözünü adeta çürütmek istercesine yapılan yorumlarda, Çanakkale'nin İstanbul'un 13 Kasım 1918 tarihinde işgali esnasında İtilaf Donanması tarafından geçildiği ifade edilmektedir. 1918'de gerçekleşen bu hadise doğrudur, ancak gözden kaçırılan en mühim husus savaş bittikten iki sene sonra düşman donanmasının Çanakkale'yi geçmiş olmasıdır.
Bu hadisenin Çanakkale Savaşlarının neticelerine hiçbir tesiri yoktur. Adeta bir futbol karşılaşmasında maç bittikten sonra kaleye giren toplar gol olmadığı gibi iki sene sonra yapılan geçişin de netice bakımından kıymeti yoktur. Mühim olan Çanakkale Savaşları esnasında düşmanın Boğaz'dan geçi-rilmemesidir. Rusya gibi bir tehdidi ortadan kaldırması, Çanakkale'nin en mühim neticesidir. Bu sebeple Çanakkale bir manada yeni Türk devletinin temelini teşkil eder.
Yalnızca Üç Yaralı mı Verdiniz The New York Times gazetesinin 22 Aralık 1915 tarihli sayısında "Gelibolu'yu Terk Ederken Üç İngiliz Askeri Yaralandı" başlıklı bir haber yayınlanır. Londra kaynaklı bir habere göre, Gelibolu'yu boşaltan İngilizlerin üç askeri yaralanmış, gereksiz kullanılmayan silah ve malzemeler yarımadada bırakılarak çekilme gerçekleşmiştir. Hatta haberde, Osmanlı askerî yetkililerinin bu küçük kaybı, "düşmanın çok büyük bir kaybı olarak rapor ettiğinden..." bahsedilmektedir.
İngilizlerin yüz binlerce askeri bölgeye yığıp da geri çekilme esnasında sadece üç yaralı vermeleri (!) savaşların şiddetini bilenler için mantıkla izahı zor bir husustur. Ayrıca yapılan haberde geçen, "kullanılmayan ve işe yaramaz silahların bölgede bırakılması"nın Türk subaylar tarafından abartıldığı hususunu, bizzat aynı gazetenin yaklaşık bir ay sonra yayınlayacağı haberi ise çok daha farklıdır.
İngiliz Savaş Bakanlığı Genel Sekreteri Harold J. Tennant, ocak ayının ortalarında yaptığı basın toplantısında, Gelibolu'yu tamamen tahliye ettiklerini bildirir. Tennant, yaklaşık 2,5 milyon dolarlık silah ve cephanenin bölgeden bırakıldığını, bunun başlıca sebebinin de askerleri sağ salim bölgeden çıkarmak olduğunu açıklar.
"İşe yaramaz" denilen silahların kıymeti (!) bir ay içinde milyonlarca dolara ulaşmıştır. Muhtemelen halka moral verme amacıyla yapılan ve mağlubiyeti örtbas etmek isteyen bu tür haberlerle Çanakkale'de yaşanan, Avrupa kamuoyuna çok daha farklı lanse edilmiştir.
I. Dünya Savaşı Öncesinde Osmanlı Çok Küçük Bir devlet miydi? Osmanlı Devleti I. Dünya savaşı öncesinde 4 Milyon km2 civarındadır. 1913 1922 yıllarını kapsayan dönemde bu topraklardan çekilişe şahit olunur. Şu anki Türkiye Cumhuriyeti'nin yüzölçümünün 783,562 km2 olduğu düşünülecek olursa kaybın boyutları çok daha iyi anlaşılır. Kaldı ki Sevr Antlaşması tatbik edilmiş olsa Türkiye'nin büyüklüğü neredeyse Orhan Gazi dönemindeki topraklar kadar kalacaktır.
***
Birinci Dünya Savaşı Altı İncinin Kaybı Altı şehrin İslam kültür ve tarihinde apayrı ehemmiyeti vardır. Bu altı şehir Mekke, Medine, Kudüs, Bağdat, Şam ve İstanbul'dur.
Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı öncesinde bu altı kentin hadimidir. Ne yazık ki savaştan sonra elde sadece İstanbul kalacaktır.
Çanakkale Muharebeleri'nde hedef ise İstanbul olmuştur.
***
Çanakkale'de Donan Askerler Çanakkale'nin pek gündeme gelmeyen bir hususu da donarak şehit olan askerlerdir. Umumiyetle donan asker denilince ilk olarak Sarıkamış Harekatı'nda Soğanlı ve Allahuekber Dağlarında verilen şehitler hatıra gelir. Ancak Çanakkale'de de benzer hadiseler yaşanmıştır. Bu durumu Schoen şöyle anlatır:
"...Bu arada Gelibolu'daki kış kendini göstermişti. Sert rüzgârlar uğultuyla vadilerden geçip gidiyordu. Gelibolu'nda şimdiye kadar hiç yağmadığı kadar yağan yağmur, yerini kar fırtınasına bıraktı. Türk birlikleri ağır ıstırap çekiyordu, çünkü onlar sıcak bir giysiye muhtaçtı. Bu arada istanbul'da cephe için harp tekâlifi usulüyle müsadere edilen sivil eşya ve ayakkabıdan neredeyse hiç faydalanılamadı. Rüzgâr, buz gibi ıslak elbiselerden geçerek insanın iliklerine kadar işlerken dağlardaki bir nöbetçiye yazlık bir giysinin ve en güzel yazlık rugan iskarpinlerin ne faydası olacaktı? Kürklü paltolar elzemdi ve bunlar da genellikle yoktu. Bu sebepten bazı nöbetçiler nöbet değişiminde donmuş hâlde bulundu. Fakat cephe pes etmiyordu."
***
Osmanlılar I. Dünya Savaşı'na Girdi mi Başlığın çok garip bir sual olduğunun farkındayız. Lakin Osmanlılar devrinde girilen savaşın adı I. Dünya Savaşı değil, "Büyük Savaş" olup Osmanlıların bu savaşa verdikleri isim Harb-i Umumi, İstiklal Harbi vs. dir. I. Dünya Savaşı ismini ise Erich Friedrich Wilhelm Ludendorff, 1920 yılında koymuştur. Gariptir ki Ludendorff, bu savaşa birinci ismini koyarak adeta II. Dünya Savaşı'nın müneccimbaşılığını yapmıştır. Ancak Ludendorff, II. Dünya Savaşı'nın çıktığını görmemiştir.
TÖREN ALANINDAN NOTLAR 18 Mart Stadyumu'nda gerçekleştirilen kutlamalara Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yanı sıra çok sayıda bakan katılıyor.
Tören İstiklal Marşı'nın ardından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün mesajının okunmasıyla devam ediyor...
İŞTE CUMHURBAŞKANI GÜL'ÜN ÇANAKKALE MESAJI

"Çanakkale Savaşları, sadece Türk tarihi açısından değil, dünya tarihi açısından da çok önemli bir dönüm noktasıdır.
Çanakkale'de dünyanın güçlü donanmalarına ve ordularına karşı, Türk milletinin genci ve yaşlısıyla gösterdiği eşsiz direniş, sonuçlarıyla dünyadaki dengeleri etkilemiş ve tarihe yön vermiştir.
18 Mart'taki muhteşem Deniz Zaferi ve ardından kara savaşlarında da elde edilen inanılmaz başarı, tarihe sığmayacak kadar büyüktür. Milletimizin birlik ve beraberlik ruhuyla yazdığı bu destan, tarihe olduğu gibi, gönüllere de yazılmıştır
Çanakkale'de uyanan ve vatanı için her şeyini vermeye hazır olan milletimizi bütünleştiren milli ruh, bir ölüm kalım mücadelesi olan Kurtuluş Savaşı'nın da zaferle sonuçlanmasının yolunu açmıştır.
Çanakkale Destanının ölümsüz kahramanları; Türk milletinin azminin, vatan aşkının, bayrak sevgisinin, hür ve müstakil yaşama kararlılığının önünde hiçbir gücün duramayacağını bir kez daha kanıtlamışlardır.
Çanakkale savaşlarının en önemli sonuçlarından biri de, şüphesiz Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal’in liderlik yeteneği ve dehasıyla tarih sahnesine çıkması olmuştur. Muharebeler sırasında önemli görevler üstlenen Mustafa Kemal Atatürk, üstün başarılarıyla savaşın kazanılmasında büyük rol oynamıştır.
Farklı milletlere mensup insanların karşı karşıya geldiği Çanakkale bugün tüm insanlığa barışın önemi konusunda güçlü mesajlar veren bir abide konumundadır. Çanakkale, milletimiz için de ayrıca bir onur, gurur ve şeref abidesidir. Çanakkale'de, kutsal değerleri uğrunda vargücüyle savaşan nesiller, Çanakkale'nin geçilmeyeceğini dünyaya ilan ederken, milletimizin hürriyet, istiklâl, vatan ve bayrağına sahip çıkma kararlılığını da haykırmışlardır.
Çanakkale, bu vatanın canı pahasına nasıl korunduğunun, bu ülkenin nasıl kurulduğunun en müşahhas örneklerinden birini oluşturmaktadır.
Aziz şehitlerimiz, vatan için canlarını seve seve vermişler, makamların en yücesine erişmişlerdir. Bu toprakların her karışı şehit kanlarıyla sulanmıştır. Ülkemizin bugünlere ulaşması için sayısız zorluklara göğüs gerilmiştir. Milletimizin her ferdi, şehitlerimizin bıraktığı emanetin değerinin şuuru içindedir.
Bu şuurla, şehitlerimizi gönüllerde yaşatarak, ülkemizi geleceğe taşımak için çalışıyoruz. İnanıyorum ki, yarınlarımız daha güzel, daha parlak olacaktır.
Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi'nin yıldönümünde Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere, ebediyete intikal eden kahramanlarımızı ve vatanını canından aziz bilen tüm şehitlerimizi rahmetle ve minnetle anıyorum. Ruhları şad olsun. Bu gurur gününde, bütün vatandaşlarıma selam ve sevgilerimi iletiyorum."
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mehmet Ali Şahin'in Mesajı
"Dünya tarihinin akışını değiştiren Çanakkale Zaferi, milletimizin bağımsızlığı uğruna inanç, kahramanlık ve cesaretle şahlanışının simgesi olmuştur.
Çanakkale Zaferi, milletimizin zor koşullar altında, teknoloji ve silah olarak kendinden kat kat üstün düşman kuvvetlerine karşı yazdığı büyük bir direniş destanıdır.
Tarihimizin en şerefli sayfalarını oluşturan bu destanın altında milletine bağlılık, özgürlük tutkusu, vatan aşkı ve büyük millet olmanın şuuru yatmaktadır.
Bu zaferin simgelerinden Seyit Onbaşı başta olmak üzere tüm kahramanlar, vatan topraklarının çiğnenmemesi için gösterdikleri insanüstü çaba ve fedakarlıklarla, milletimizin hafızasındaki müstesna yerlerini almıştır.
Milletimizi, yediden yetmişe tek vücut haline getirten bu onurlu mücadele için cefakar anaların gönderdiği elleri kınalı yavrular, yüreklerindeki vatan sevgisiyle cephelere koşmuş, gül bahçesine girercesine aziz canlarını feda etmişlerdir.
Milletimizi tarih sahnesinden silmek isteyen düşmana karşı bağımsızlığımızın korunması için Çanakkale'de kendilerini feda eden 250 binin üzerindeki şehidimiz, vatan şairi Mehmet Akif'in dediği gibi, tarihe sığmayacak kahramanlardır.
Üzerinde özgürce yaşadığımız vatan topraklarını canları pahasına bizlere bırakan onur abidelerimiz şehitlerimizle ne kadar övünsek ve gurur duysak azdır.
Milli Mücadelemizin Önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Kurmay Yarbay olarak katıldığı Çanakkale Savaşı'nda ortaya koyduğu üstün beceriler, askeri dehasının ve liderlik yeteneklerinin görülmesini sağlamıştır.
'Çanakkale Geçilmez' sözü, mücadeleci yönümüzün, özgürlük tutkumuzun, vatan ve bayrağı asla çiğnetmeyeceğimizin bir ifadesi olmuştur.
Çanakkale' de gösterilen büyük kahramanlık, direniş, vatan sevgisi, birlik ve beraberlik İstiklal Mücadelemizin de ilham kaynağı olmuş, Kurtuluş Savaşımıza büyük güç katmıştır.
Çanakkale Zaferiyle bağımsızlık inancı ve azmini dünyaya gösteren milletimiz, ardından İstiklal Mücadelesi için kenetlenerek esarete karşı eşsiz bir direniş sergilemiştir.
Millet olarak böylesi büyük bir tarihi zaferin onurunu ve gururunu daima yaşıyoruz.
Çanakkale Savaşı'ndaki vatanseverlik, bağımsızlık tutkusu, birlik ve beraberlik ruhu bize daima güç vermekte, yol göstermektedir.
Bizleri büyük bir millet yapan Çanakkale ruhunu koruduğumuz sürece aşamayacağımız engel, çözemeyeceğimiz sorun yoktur.
Ülkemiz, böylesi büyük tarihi başarılardan aldığı ilhamla, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün gösterdiği muasır medeniyet düzeyinin üzerine çıkma hedefini gerçekleştirecektir.
Bizim için tarihi değeri çok büyük olan bugünde, insanüstü bir güçle Çanakkale'de destan yazan, vatanseverliğin ve milletine bağlılığın derin örneklerini sunan tüm şehit ve gazilerimizi saygı ve rahmetle anıyor, milletimizin zafer heyecanını yürekten paylaşıyorum."
SAYIN GENELKURMAY BAŞKANI ORGENERAL İLKER BAŞBUĞ’UN
ŞEHİTLER GÜNÜ MESAJI
Türk Silahlı Kuvvetlerinin Değerli Mensupları,

Türk vatanının ve milletinin ebedî varlığı ile devletimizin bölünmez bütünlüğü uğruna gözlerini kırpmadan canlarını feda eden aziz şehitlerimizi, Çanakkale Zaferi'nin 95'inci yıl dönümünde bir kez daha rahmetle anıyoruz.
Tarihte eşine az rastlanır çok uluslu bir güce, kanı ve canı pahasına dur diyen ve tüm dünyaya "Çanakkale geçilmez" dedirten Mehmetçiğin Çanakkale'de kazandığı zafer, vatan söz konusu olduğunda neleri göze alabileceğinin en belirgin örneğidir. Mehmetçik, vatan ve namus vazifesi olarak giriştiği mücadelelerde "şehitlik askerin son rütbesidir" anlayışıyla hareket ederek eşsiz fedakârlıklarla kazandığı zaferle yeni zaferlerin kapısını aralamış, bu kapıdan Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna giden yolu Mustafa Kemal'in önderliğinde aşan yüce ulusumuz Cumhuriyet çatısı altında millî birliğini güvence altına almıştır.
Değerli Silah Arkadaşlarım,
Her karış toprağının diyeti kanla ödenen vatan toprağını paha biçilmez kılan şehitlerimizdir. Onlar aynı zamanda ulus olarak var oluşumuzun, birlik ve beraberliğimizin ve vatan sevgimizin de ölümsüz kahramanlarıdır. Bu bilinç ve Çanakkale Zaferi'ni kazandıran yüksek ruhla hareket eden Türk Silahlı Kuvvetleri, tarihten gelen sorumluluk duygusu, iyi eğitimli personeli ve güçlü yapısıyla, daha güçlü bir Türkiye için ulusunun hizmetinde çalışmalarını sürdürmektedir. Bu uğurda, gerektiğinde canını feda etmekten çekinmeyen mensuplarıyla Silahlı Kuvvetlerimiz, şehitlerinin değerini ve ulusu için taşıdığı anlamı bilerek onlara sahip çıkmayı, bir şükran borcu olarak kabul etmektedir.
18 Mart Şehitler Günü münasebetiyle, bizlere bu güzel yurdu emanet eden Cumhuriyetimizin kurucusu Ebedi Başkomutanımız Mustafa Kemal ATATÜRK ve silah arkadaşlarını, vatanımızın bölünmez bütünlüğü ve Cumhuriyetimizin temel niteliklerinin muhafazası için gözlerini kırpmadan canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi saygıyla anar, yüce ulusumuza şükranlarımı sunarım.