Kullanıcı Bilgileri
Üye girişi yapmadınız.Giriş
| 'Osmanlı gitti Müslümanlar yetim kaldı' |
|
|
|
| Yazar Mehmet HAN |
| Cuma, 15 Mayıs 2009 00:34 |
'Osmanlı gitti Müslümanlar yetim kaldı'Avrasya Coğrafyası’ndan 42 kardeş cumhuriyet ve dindaş topluluklardan dini temsilcilerin katıldığı VII. Avrasya ıslam şurası'nda çarpıcı tezler tartışılıyor.![]() 14 Mayıs 2009
3. OTURUM Oturumda ilk sözü alan Tataristan Dini ıdare Yardımcısı Ramil Yunusov, ülkelerinin eğitime verdiği önemi vurgulayarak, bu doğrultuda kör Müslüman çocuklar için kurdukları körler okulunu örnek verdi. Yunusov; “Sizin ülkenizde de görme engelli gençlerimiz isterlerse, bu okula başvurabilirler. Başka bir görüşe sahip olabilirler. Maddi dünyada karanlıkta olan çocuklar, bu dini eğitimi alınca görmeye başlayacaklardır. Bu çocuklar, ‘Allah’ın ışığını gördüklerini’ söylüyorlar” dedi. “Dini yayınların tercümesi çok önemli” Salman’ın ardından oturumu vekâleten yöneten Diyanet ışleri Başkan Yardımcısı Mehmet Görmez de bir süre önce Diyanet Yayınları’nın diğer dillere çevrilmesi ile ilgili ciddi bir atak başlattıklarını, ancak hem eserlerin tercümesinde, hem ulaşımında ciddi sorunlarla karşılaştıklarını kaydetti ve diğer temsilcilerden tercümeler konusunda Çünkü tercüme eden kişi, dini literatürü bilmediği için ‘akıl bali’ olmakla ‘ihtiyar’ olmayı birbirine karıştırmış. Biz bu cümleden dolayı kitabı imha ettik. Bütün bu tecrübeler, bize takip ettiğimiz yöntemin hatalı olduğunu söylüyor. Bundan sonra tecrübelerimiz doğrultusunda tercüme edilecek kitabı ve tercümanları, o ülkenin yetkilileri ile birlikte seçmeye ve mümkün olduğu kadar ilgili ülkede basmaya karar verdik” dedi. Dini kaynakların çok taraflı olarak geliştiğine dikkat çeken St. Petersburg Müftüsü Cafer Pançeyev de, “Yüksek teknoloji kapsamında, kaynaklar, insanlar için erişilebilir oldu. ıslam’ın sadece bir din değil, aynı zamanda bir “Dinimize, dilimize sahip çıkalım diye Anavatan’a döndük” diyen Kırım Müslümanları Müftüsü Emirali Ablayev ise; “Rus toplumunun içinde yaşamamız çok zor. Bu meseleler, insanı üzüyor. Maalesef bugünkü durumumuz, gerçekten kötü. Biz, bu konuda komşularımızdan yardım bekliyoruz. Bizim durumumuzu soran, halimizi soran yok. Ben cami kurmak için arsa alacağım, ama arsayı vermiyorlar. ‘Ben kuracağım’ diyorum, ama ‘kuramazsın’ diyorlar. Elbette onların dediği oluyor. Bana ‘Nerede senin Müslüman kardeşlerin’ diyorlar” dedi. Ablayev yaşadıkları durumu şu cümlelerle özetledi; “Bazı insan sudan yol bulamaz geçmeye, bazısı su bulamaz içmeye. Bizim durumumuz budur.” Belarus Müslümanları Müftüsü Ebu Bekir şabanoviç ise ilk kez katıldığı Avrasya ıslam şurası’nda ülkesindeki sıkıntıları anlattı. Sovyetler Birliği döneminde; ateizmin, adeta Müslümanların üzerinden geçtiğini savunan şabanoviç, “Bizi öyle bir ezdi ki! Hala toparlanamıyoruz. Bu yüzden ülkemizin büyük çoğunluğu Hıristiyan’dır. Biz, tüm nüfusun yüzde 11’ini oluşturmaktayız. Hepimizin büyük sorumluluğu; ‘manevi mirasımızı, yeniden canlandırmak’tır. Bugün, Allahın izni ile biz artık 12 camimizi ve toplum evini yeniden canlandırmış olduk” dedi. Oturum Vekil Başkanı Görmez’in kaynaklardaki hataları ile ilgili sözlerini de anımsatan şabanoviç, ‘Rusça kitapları, makaleleri bizzat kendisinin tercüme edebileceğini’ belirtti. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Avrasya ıslam şurası ıcra Kurulu’nu kabul etti Cumhurbaşkanlığı kabulünden sonra ıcra Kurulu üyeleri, oturama katılarak, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün mesajlarını, şura ile paylaştılar. Diyanet ışleri Başkanı Ali Bardakoğlu kabul ile ilgili olarak; “Cumhurbaşkanımız, Avrasya ıslam şurası’nın, çok önemli olduğunu belirtti. ‘Devlet adamları olarak, 4. OTURUM Müslümanlığın yayıldığı toprakların, 18. yüzyılda ıngiltere, Fransa ve ıtalya’nın kontrolü altına girdiğini belirten Ceriç, “Bu topraklar, daha önce Osmanlı denetimi altındaki topraklardı. Osmanlı tarihi, insanlık tarihinin en büyük imparatorluğundan biridir. Büyük bir alanı kontrolü altına almıştı, ama bir meseleleri vardı. Bütün bu topraklara hükmedecek, yeteri kadar beşeri güçleri yoktu. Müslümanlar o dönemde zirveye kadar uzanmışlardır, fakat Osmanlı Devleti’nin dağılmasıyla neredeyse sıfıra kadar indiler. Biz, öyle bir durumda kaldık, tek bir özgür Müslüman kişi kalmadı. Hep sömürücülerin kontrolünde bulunuyordu. Sonra Müslümanlar, yeninde yükselmeye başladı. ılk başta iki yöneliş vardı. Birinci yöneliş, batıcılık diye nitelendirdiğimiz laikizm; biz Müslümanları ‘hep batı tarzına sokalım veya laik kılalım’. Diğer bir yöneliş ise ‘yeniden Müslümanları ıslamiyet’e döndürmektir. Yani gayrimüslimleri Müslüman kılmak değil, Müslümanları yeninde kazanmak amaçlanıyordu” dedi. “Bizler, yoğunlukla sonuç üzerinde durmalıyız. Son iki çağdaki deneyimlerimiz nelerdir?” diyen Ceriç; “Bence Müslüman ülkeler ve Müslümanların bu laikizm deneyimleri sonucunda şuna vardılar: ıslam dünyasında tam bir başarı sağlamadı, sadece Batıda başarılı sonuçlar elde etti. Tunus, Cezayir ve Türkiye’yi bir karşılaştırınız. Laiklik meselesinin, Müslümanlar için belli olumsuz sonuçları vardı. Biz bugün Tükiye’de kıvanç duyduğumuz bir gelişme görmekteyiz. Bu aşama, Türkiye’deki Müslümanları akla dirayete daha fazla yaklaştırdı. Daha uyumlu ve daha doğal bir şekle soktu. Böylece çağdaş aklın gereklerine uygun bir şekil sağladı. Bugün Türkiye, dünya ülkelerine yardım edebilir. Gazzelileri gördünüz mü? Herhangi bir ses yükseliyor muydu? Türkiye ve Başbakan sesini yükseltti. Sadece Türkiye hükümeti, ısrail ile Filistin arasında arabuluculuk yaptı. Büyük bir askeri gücü olup Nato’da sesi, silahı olan ülke sadece Türkiye. ıslam dünyasında demokrasisi olan bir ülke var mıydı? Bizler şimdi laikliğin meyvelerini toplamaktayız” dedi. “Dünyadaki mültecilerin %70’i Müslüman” “Osmanlı’nın çekildiği ülkelerde Müslümanlar yetim kaldı” Avrasya Coğrafyasını değerlendiren Boja, “Ekonomik kriz var ve Müslümanlar arasına fitne sokma hareketi devam etmektedir. Burada bulunan herkes ve kurumlar, sorumluluk sahibidir. Buraya da elde ettikleri beceri ve tecrübeleri getirmektedir. Bu yüzden şura, çok büyük önem taşımaktadır. Bir şey üretebilmek için elimizde araçlar, enstrümanların olması gerekiyor. Üretim için çalışmalıyız. ıman çok önemli, sünnet ve Kur-an’ı örnek almalıyız. ıslamiyet’in başlangıcında güzel örnekler var. ımanla ilgili Peygamberimizin güzel hadisleri var. Bunları değerlendirmeliyiz” dedi. “Dini bilgiyi üretmekte, dağıtmakta çok dikkatli olmamız gerekiyor” diyen Nahçivan Dini ıdaresi Başkanı ıdris Abbasov, tarihte mezhep ayrılıklarının sonucunun çok ağır yaşadıklarını belirtti. “Türkiye ile aramızdaki 11 kilometrelik sınırda esen rüzgar, bize dinginlik veriyor” diyen Abbasov, eğitimde çoğunlukla Diyanet ışleri Başkanlığı’ndan gelen eserlerin kendileri için çok yararlı olduğunu da belirtti. Arnavutluk ıslam Topluluğu Başkanı Selim Muça, ıslam’ın kendinden önceki dinlerin izlerini yok etmeye çalışmadığına dikkat çekti. Arnavutluk’ta din adamlarının yaptığı çalışmalar ve Müslüman halkın yaşadığı şehirler hakkında bilgi veren Muça, “Yüzlerce alim, Arnavutluk’ta ıslami hayatın korunması, yeniden canlanması ve eserlerin bulunması için çalıştılar. Bunu yaparken karşılarına çıkan engellere de baş eğmediler. Kimi rejimin baskısıyla karşılaştı, işkence gördü, kimi öldürüldü. Ama kimse ıslam’ın nurunu söndüremedi. Başkanlık olarak yaptıkları çalışmaları anlatan Muça, amaçlarının yeni nesiller ıslam dininin temel bilgilerini vermek olduğunu anlattı. “Batı Trakya Müslüman Türk azınlık, inanç ve kültür olarak Anavatan Türkiye’nin bir parçasıdır” diyen Batı Trakya Gümülcine Müftüsü ıbrahim şerif, “Azınlık hiçbir zaman Türkiye’den uzak kalmamış ve her zaman yardım, destek görmüştür” dedi. şerif, “Dini bilginin üretilmesi ve yaygınlaştırılması Müftülük tarafından yürütülüyor. Bunun içinde Diyanet ışleri Başkanlığı’ndan çok büyük yardımlar görüyoruz. Kaynağımız da kurumun yayınları” dedi. Toplantıda konuşan Bosna Hersek Gazi Hüsrev Kütüphanesi Yöneticisi Osman Laviç de, ıslam edebiyatının tarihi gelişiminden bahsederek, birbirinden önemli ıslam edebiyatı eserlerinin orijinal hali ile kütüphanelerinde saklandığını ifade etti. Yugoslavya’nın dağılmasıyla balkanlarda dini kitapların değişik bağımsız kurumlarca tercüme edilmeye başlandığını anlatan Laviç, “Bu durumda, çeşitli Hıristiyanlık yanlısı kurumlar ve çeşitli mezhepler de fırsat buldular. Bu girişimler sonucunda ıslam terminolojinin Hıristiyanlaştırılması, yetersiz ya da yanlış tercüme nedeniyle yanlış anlaşılma gibi zararlı sonuçlar doğdu. Bosna Hersek bölgesinde dini kaynaklar, sık sık propaganda ve politik oyunlar için kullanılıyor. şu an mevcut durumun olumsuz sonuçlarının bertaraf edilmesi için uzun ve dikkatli bir çalışma yapmamız gerekiyor” dedi. Karadağ ıslam Birliği Başkanı Rıfat Feyziç de, Müslümanların dünyaya entegrasyonun önemine değinerek, “Acaba batılılar ıslam anlayışını ne kadar tanıyorlar ya da Müslümanlar batı hakkında ne kadar bilgi sahibidir. Müslümanlar, coğrafi ve kültürel açıdan batı kavramını anlamaya çalışmak zorundadır. Bu şekilde dünyaya entegrasyon ve küreselleşme sürecine daha kolay yaklaşırız. Bunun için de özellikle Balkanlar’daki dini eğitim kurumlarının yeniden yapılandırılması zorunludur” şeklinde konuştu. Kuzey Osetya Müslümanları Müftüsü Ali Mihaleviç ise kominizim döneminde ülkelerinde Müslümanların ve ıslam dininin büyük zarar gördüğünü anlattı. Mihaleviç, “Bu dönemde, Fiziksel olarak Müslümanlar ve ilim adamları ya yok edildiler ya da sürgüne gönderildiler. Ancak bütün bunlara rağmen bu güne kadar dinimizi koruduk. Bugün biz, artık Müslümanlara dış dünya ile etkileşimde bulunma konusunu öğretmemiz gerekiyor. ıslam devleti, ıslam hilafetinin dağılmasından sonra yüz sene geçmedi. Yani Müslümanlar nasıl yaşamalılar? Dış dünya ile barışta şeriatın olmadığı devletlerde nasıl yaşamalılar? Bu yüz yirmi sene boyunca Kafkasya’da ıslam süreci başta büyük sorunlarla karşılaştı. Bu sorunlar, silahlı çatışmalara dönüştü, önce etnik çatışmalara ve sonra mezhep çatışmasına. Bu çatışmaları isteyenler, hep gençlerimizi kullandılar. Bizim babalarımızın dedelerimizin tüm çalışmaları, gençlerimize yanlış kullanılmış ve anlatılmış. Kafkasya’da bir ateş yakıyorlar ondan sonra senelerce barışmaya çalışıyorlar. Tüm bu yaralarımızın iyileşmesi için aktif katılıma ihtiyacımız var” diyerek açıklamalarda bulundu. “Müslümanlar dış dünya ile doğru iletişimi öğrenmeli” Neden Müslüman olmayanlar, Müslüman toplumlara kötü bakıyorlar. Çünkü Müslümanlar, kendilerinin dış dünyaya yanlış yaklaşımlarından dolayı ıslam’a da kötülük etmekteler. Birinci problem, ‘Müslüman olmayanlarla nasıl ilişki kurabiliriz?’ ıkincisi ise ‘Müslümanlar, nasıl birbirleri arasında ilişki kuracaklar?’ Hep çatışma ve çelişkiler vardı, ama bizim zengin tarihimiz vardır. Bu durum da gösteriyor ki, şimdi çok daha fazla doğru bilgiye ihtiyacımız var” dedi. Türk halklarının çıkış noktasından, medeniyetin merkezinden geldiğini belirten Altay Müslümanları Müftüsü Amangeldi Kobdabayev, genel olarak halkın etnik Müslüman olduklarını belirtti. Kobdabayev, “1990 yılına kadar Altay Cumhuriyeti’nde cami yoktu. Dini eğitim için medrese, mescit yoktu. Altay’da halk, ıslam’ı atalarından öğrendikleri gibi yaşıyorlar. Anne ve babalar, ayetleri bilmedikleri için, çocuklarına örnek olamamaktadırlar. Bizler, ancak dini eğitim medreselerinde bu eğitimi doğru bir şekilde verebiliriz. Başkentte bu yüzden, içerisinde çocuk yuvalarından kütüphaneye kadar her ihtiyacı karşılayacak bölümleri olan bir merkez kuruluyor” şeklinde konuştu. “Buradaki topraklar Altay topraklarına çok benziyor” diyen Kobdabayev, “Biz Bursa’ya geldik ve oradaki tarihi camileri gezme şansı bulduk. Doğa güzelliklerini gördüğümde, anladım eğer atalarımız bu doğa güzelliklerini benzetmese buraya yerleşmezlerdi. ıyi ki orada Uludağ varmış, yoksa atalarımız daha ilerilere gidermiş. Ben orada ‘Ulu Çınarı’ gördüm. Ben onu Türk Devletleri’ne benzetiyorum. Ve bizde işte o çınarın köklerinden geliyoruz” dedi. 20 yıl önce sıfırdan başladıklarını belirten ınguşetya Müslümanları Müftüsü ısa Hamhoyev, konuşmasında bugün geldikleri noktayı özetledi. Okullarda din eğitiminin olduğundan mutlu olduğunu söyleyen Hamhoyev, kaynakların düzenlemesinin önemine de dikkat çekti. Ülkesinde özellikle eğitim için yoğun çalışmalar yaptıklarını belirten Moğolistan ıslam Dini ıdaresi Başkanı Azathan Muhanoğlu, okullarda din derslerinde okutulan kitapları hazırladıklarını ve Diyanet ışleri Başkanlığı’nın kaynaklarını kullandıklarını da belirtti.
Kaynak: haber7.com |
Kopyala Son Haberler
Temel Güç Joomla!. Designed by Lonex web host, dreamweaver hosting. Valid XHTML and CSS.





