TBMM, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nda özel gündemle toplandı. Parti genel başkanları genel kurulda konuştu.
VıDEOYU ıZLEMEK ıÇıN TIKLAYIN...
Toptan: Farklılıklarımızı, zenginlik olarak görmeliyiz. Türkiye bugün geniş bir coğrafyada etkinlik gösteren ve dostluğu aranan bir ülkedir. Bugün aynı zamanda Atatürk tarafından çocuklarımıza hediye edilmiştir. Büyük Atatürk yokluklar içerisinde yapılan Meclis'in onların omuzlarında yükseleceğini her zaman vurgulamıştır. TBMM çocuk haklarının geliştirilmesi için Çocuk hakları izleme komitesi oluşturmuştur. Çocukarın hayatların en güzel dönemlerinde suça itilmesi toplumsal barışı yaralayan önemli bir sorundur. Bize bağımsız bir vatan bırakan başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum. Çocuklarımızın 23 Nisan bayramını kutluyorum. Yüce Meclis'e saygılarımı sunuyorum.
Başbakan Erdoğan: Türk milleti bağımsızdır
"Bu Meclis millet iradesinin kalbidir. Balkanlarda, Hicaz'da, Sarıkamış'ta, Çanakkale'de verdiğimiz şehitleri anlamadan bu Meclis'in değerini anlamak mümkün değildir. 71,5 milyon vatandaşımızı aynı çatıda toplayan her birinin hedef arzu ve iradesini birarada barındıran bu yüce Meclis'tir Bizim Çanakkale muharebemizi anlayamayn bizim nasıl bir millet olduğumuzu kavrayamaz. TBMM'nin nasıl ve ne şartlarda kurulduğunu anlayamayan bu milleti anlayamaz. Aramıza nifak sokmaya, bizi birbirimizden uzaklaştırmaya çalışanların gayreti boştur.
Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk milli mücadelenin en zor şartlarında bile Meclis'in iradesine başvurmuştur. Egemenliğin de siyasi temsil yetkisinin de kaynağı millet olmuştur. Aradan geçen 89 yılda çok daha fazla tecrübeler kazandık. Çok partili demokratik hayatın başlamasından itibaren demokrasiyi tartışma konusu yapanlar aziz milletimizden en anlamlı cevabı almışlardır. Milli iradeyi, demokrasiyi zayıflatmaya çalışmak Türkiye Cumhuriyeti'ni zayıflatmakla aynıdır.
Bugün dünyanın 17. büyük ekonomisi haline gelmiş bir Türkiye varç 132 milyar dolar ihracat, 334 milyar dolar dış ticaret hacmine ulaşmış bir Türkiye var. Küresel konularda ağırlığını koyan, AB üyeliği yolunda kararlılıkla adımlarını atan, bölgesine örnek teşkil eden bir Türkiye var. Bu Türkiye bu yüce Meclis'in eseridir, bu milletin eseridir. Milli iradeye ve demokrasiye karşı her türlü girişim Türkiye'nin büyümesine engelleyici bir girişim olarak algılayacaktır. Bu tür olumsuz girişimler karşısında da kararlı bir tutum sergileyecektir. Türk milletinin karakteri bağımsızlıktır. Türk milleti bağımsızdır. Türk milleti her türlü haksızlığa, hukuk dışı teşebbüs ve karanlık girişime karşı dimdik durmaktadır.
Çocuklarımıza aydınlık bir gelecek emanet etmek gibi bir sorumluluğumuz var. Bugün aydınlık Türkiye için cesaret sergilemeyenler daha iyi bir Türkiye emanet edemezler. Bugün karanlıkları aydınlığa çevirmeye çalışmayanlar yarın çocuklarımızın yüzüne bakmaya utanırlar. Çocuklarımıza daha aydınlık bir Türkiye bırakacağız sözümüzü yeniden tekrar ediyoruz."
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, "Demokrasilerde iktidarlar denetlenebilir olmalıdır. Denetimi hem siyaset hem yargı yapacaktır. Yargıyı ve basını, medya kuruluşları gibi siyasal denetim kurumlarını, devlet gücünü kullanarak etkisiz kılmak, yargıyı siyasallaştırmak, yargıda kadrolaşmak, medyayı sindirmek demokratik meşruiyete değil, lider hegemonyasına hizmet eder" dedi.
Baykal, 23 Nisan dolayısıyla özel gündemle toplanan TBMM Genel Kurulu'nda bir konuşma yaptı.
TBMM'nin bir kargaşa coğrafyasında, 89 yıldan beri bir temel istikrar unsuru olarak varlığını sürdürdüğünü belirten Baykal, bu dönem içinde iki defa, önce 1960'ta sonra da 1980'de TBMM'nin askıya alınmış olmasının, bunu gerçekleştirenlerin en büyük utancı olarak tarihteki yerini aldığını söyledi. Baykal, TBMM'nin dünyanın en eski ve en köklü on parlamentosundan birisi olduğunu ve TBMM'yi sadece Türkiye'de değil
dünyada da en itibarlı, en güvenilir bir barış, istikrar ve meşruiyet kurumu olarak yaşatmanın en büyük görevleri olduğunu söyledi. TBMM'nin milletin şerefini ve onurunu temsil ettiğini hiçbir zaman unutmamak gerektiğini de belirten Baykal, "Türkiye Büyük Millet Meclisi, bir askeri zaferin eseri değildir tam tersine askeri zafer TBMM'nin eseridir" dedi.
Bu niteliğiyle TBMM'nin belki dünyanın tek gazi parlamentosu olduğunu ifade eden Baykal, TBMM'den önce ne bir devlet, ne bir cumhuriyet ne de bir ordu olduğunu söyleyerek, "Devleti de, cumhuriyeti de, orduyu da TBMM kurmuştur" diye konuştu.
"Bütün dinlere saygı gösteren laiklik ilkesini Bu TBMM Anayasamıza yerleştirmiştir"
Kurtuluş Savaşı'nın ardından TBMM'nin siyaset, hukuk, eğitim, kültür ve ekonomi alanlarında çok köklü değişimler gerçekleştirdiğini belirten Baykal, şunları kaydetti:
"Saltanatı bu meclis ilga etmiştir. Cumhuriyeti bu meclis ilan etmiştir. Medeni Kanunu, Ceza Kanunu, Usul Kanununu çağın en ileri ölçülerine göre bu meclis düzenlemiştir. Dinin ve devlet işlerinin ayrılmasını temel alan, dinin istismarını ve devlet işlerinin dine dayandırılmasını reddeden, bütün dinlere saygı gösteren ve eşit değer veren laiklik ilkesini bu TBMM anayasamıza yerleştirmiştir. Kadınların seçme ve seçilme hakkı birçok Avrupa ülkesinden önce gene bu meclis tarafından tanınmıştır. Basına
özgürlük, yargıçlara güvence, üniversitelere özerklik, çalışanlara, işçilere sendika, toplu sözleşme ve grev hakkı TBMM tarafından verilmiştir. Türkiye'yi tek partili sistemden çok partili yaşama, valileri parti temsilcisi olmaktan çıkarıp devletin valisi konumuna bu meclis geçirmiştir. Üstelik bütün bu köklü atılımlar yapılırken ortada ne Avrupa Birliği vardır, ne de herhangi bir ülkenin siyasi komiserleri."
ıki konuyu belirtmeden TBMM'nin şeref defterinin eksik kalacağını düşündüğünü belirten Baykal, bunlardan birisinin 1974 yılındaki Kıbrıs Barış Harekatı olduğunu söyledi. Baykal, TBMM'nin, Kıbrıs'taki Türk toplumunun varlığını ve haklarını güvence altına almak için kimseden icazet arayışına girmeksizin uluslararası hukuka uygun olarak Türkiye'nin çıkarları doğrultusunda tarihi bir müdahale kararı aldığını ve başarıyla uyguladığını belirterek, bu konunun TBMM tarihinin en şerefli sayfalarından biri
olduğunu kaydetti.
"ıslamiyet ile laikliğin beraberliği Türkiye'nin modernleşme başarısının temel dayanağıdır"
TBMM'nin diğer tarihi bir kararının da 1 Mart 2003'teki hükümet tezkeresinin reddedilmesi kararı olduğunu belirten Baykal, bu kararın Türkiye'yi Irak'a yönelik bir askeri harekatın karargahı ve cephesi olmaktan, topraklarını bir yabancı ülke silahlı kuvvetlerinin işgali altına sokma tehlikesinden kurtardığını vurguladı.
Baykal, bu kararın Türkiye'yi yüz binlerce Müslüman'ın ölümünden sorumlu bir ülke olmaktan kurtardığını da dile getirerek, bugün ABD'nin geldiği bir noktada, TBMM'nin hükümete rağmen nasıl bir ileri görüşlülükle Türkiye'nin ve bölgenin barışına, istikrarına ve uzun dönemli çıkarlarına uygun davrandığının çok daha iyi anlaşıldığını söyledi.
Türkiye'nin örnek ve model olarak bütün dünyada ilgiyle izlenen bu modernleşme tarihinin temelinde iki temel siyasi ilke yattığını kaydeden Baykal, şunları kaydetti:
"Birincisi, ırk, kan, kafatası ölçülerini reddeden ve etnik kimlikleri, yerel, yöresel bağımlılıkları aşan bir ulusal kimlik anlayışı. Etnik ve sosyolojik kimliği inkar etmeden ama onun tutsağı da olmadan daha yüksek bir ulusal kimliğe geçiş. Etnik kimlik herkesin şerefidir. Ama etnik kimliğimiz ne olursa olsun hepimiz Türk milletinin eşit birer parçasıyız. Bizim modernleşme deneyimimizin temelinde böyle bir uluslaşma anlayışı vardır. ıkinci temel ilke, din, siyaset ve laiklik anlayışıyla ilgilidir. Müslüman bir toplumda en geniş din ve ibadet özgürlüğü ile laik bir devlet düzeninin birlikte sürdürülebilmesi pek çok kişinin gözünde Türkiye'yi örnek bir ülke haline getirmektedir. Aslında ıslamiyet ile laikliğin beraberliği Türkiye'nin modernleşme başarısının temel dayanağıdır. Etnik kimliğimiz ne olursa olsun hepimiz Türk milletinin birer parçası olarak eşitlik ve kardeşlik içinde eşitlik ve kardeşlik içinde beraber yaşayacağız. Dini inancımız, mezhebimiz ne olursa olsun hepimiz laik Türkiye Cumhuriyeti'nin birer parçası olarak eşitlik ve kardeşlik içinde yine bir arada yaşayacağız. Bunu başarabilirsek, Türkiye istikrar içinde, demokrasi içinde ilerler, böyle bir parlak geleceği etnik ayrımcılık ve terör tehdidinin gölgelenmesine izin vermemeliyiz."
Din temelinde ayrışmaların, cemaatleşmelerin, eğitimi, hukuku, yargıyı, emniyeti yönlendirmeye başlamasının, böyle bir sürece göz yumulmasının tarihi bir gaflet olacağını da ifade eden Baykal, "Demokrasinin sağladığı olanakları cumhuriyetin ve devletin milli ve laik kimliğini ortadan kaldırmak için kullanmak eğer bir ihanet projesi değilse tam bir aymazlıktır" dedi.
KKTC'deki seçimler
Milli iradenin bir bütün olduğunu, iktidarın da muhalefetin de milli iradenin bir parçası olduğunu belirten Baykal, "Türk halkının milli iradesini de, Kuzey Kıbrıs Türk halkının milli iradesini de aynı saygıyla karşılayamıyorsanız milli irade konusunda samimi değilsiniz demektir" dedi.
Milli irade ve milli egemenliğin tek başına demokrasi demek olmadığını vurgulayan Baykal, milli egemenliğin demokrasiye dönüşebilmesi için gerçekten bağımsız, güçlü bir yargıya ve hukukun üstünlüğü anlayışına ihtiyaç olduğunu kaydetti.
ınsan hak ve özgürlüklerinin kağıt üstünde kalmamasına, güçlü ve etkin bir basın ve medya denetimine gereklilik olduğunu belirten Baykal, "Yoksa milli egemenlik ve milli irade anlayışı kolayca bir parlamento egemenliğine, parlamento egemenliği de bir parti çoğunluğunun diktasına, parti çoğunluğu da bir liderin keyfi hegemonyasına dönüşebilir" şeklinde konuştu.
Ergenekon operasyonu
Baykal, konuşmasında Ergenekon davasına da değindi. Duvarlarda 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' sözlerinin yazmasının gerçekte bir lider hegemonyasının yaşanmakta olduğu gerçeğini maskelemeye yetmeyeceğini ifade eden Baykal, şunları kaydetti:
"Böyle bir durumda da, memleketin dürüst, namuslu insanları, vatansever aydınları, sabaha karşı evleri basılıp neyle suçlandıklarını bile bilmeden, aylarca tutuklanabilirler, herkesin telefonları, bilgisayarları izlenebilir, insanlar dizi film senaryoları gibi ucu açık iddianamelerle, gizli tanık ifadeleriyle, işkence altında sağlanan suçlamalarla, sahte haham ifşaatlarıyla, emniyette ya da savcılıkta sanıklarla pazarlık yapılarak oluşturulan delillerle yargılanabilirler. Muhalefet eden gazete ve
televizyonları susturmak için ekonomik ve mali baskı ve yıldırma yöntemleri acımasızca uygulanabilir. ıktidarların seçimden çıkmış olması, demokrasiyi güvence altına almaya yetmez. Demokrasilerde iktidarlar denetlenebilir olmalıdır. Denetimi hem siyaset hem yargı yapacaktır. Yargıyı ve basın, medya kuruluşları gibi siyasal denetim kurumlarını, devlet gücünü kullanarak etkisiz kılmak, yargıyı siyasallaştırmak, yargıda kadrolaşmak, medyayı sindirmek demokratik meşruiyete değil, lider hegemonyasına hizmet eder. Gerçek demokrasilerde yargıdan kaçan, dokunulmazlık zırhının arkasına saklanan başbakanlara, bakanlara, milletvekillerine yer yoktur. Gene kendi suçları için af çıkaran bakanlara, milletvekillerine gerçek demokrasilerde yer yoktur. ıktidar olanakları ile kendi yakınlarına ihale ayarlamak demokrasilerde yoktur. ıktidar olanakları ile devlet bankalarını kullanarak, yakınlarına yandaş medya satın almak, demokrasilerde yoktur. Devletin en önemli yönetim birimlerini tarikat, cemaat örgütlenmelerine teslim etmek demokrasilerde yoktur. Polisi, emniyet güçlerini kendi siyasi amaçları için bir yıldırma ve intikam mangastniı gibi kullanmaya demokrasilerde yer yoktur. Devletin mali yetkilerini şirketlere karşı bir tehdit ve şantaj silahı gibi kullanmaya demokrasilerde yer yoktur."
Baykal, TBMM'nin 89 yıl önce milli irade ve milli egemenlik kavramlarıyla çıktığı yolculuğunu gerçek bir demokrasi hedefine ulaştırabilmek için, siyasetin etkin bir hukuk ve kamuoyu denetimine sokacak düzenlemelere ihtiyaç olduğunu da belirtti. Hukuku, siyasetin emrine girmekten çıkartıp, siyaseti denetlenebilecek bir noktaya taşımanın işin özü olduğunu ifade eden Baykal, "Gerçek demokrasi, siyaseti hukuk kullanırsa değil, hukuk siyaseti denetlerse sağlanır" dedi.
MHP Lideri Devlet Bahçeli
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, en karamsar ortamda, en müşkül anlarda bile Türk milletine gücü yetmeyenlerin, bugün yeni maceralarla ve yollarla şanslarını bir kez daha denemeye çalışmalarının beyhude bir gayret olduğunu söyledi.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla Köksal Toptan'ın başkanlığında özel gündemle toplanan TBMM Genel Kurulunda bir konuşma yapan Bahçeli, ''Tarihe yalnızca geride kalmış olaylar olarak bakmanın, birbirinden irtibatsız yaşantılar olarak yorumlamanın, geçmiş ile gelecek arasındaki bağı; dün, bugün ve yarın arasındaki terkibi anlamaktan bizleri uzaklaştıracaktır'' diye konuştu.
Bahçeli, 23 Nisan'ı bütün yönleriyle dile getirirken, gözden kaçırılmaması gereken en önemli hususun, bu tarihin bir son değil, bir başlangıç olduğu gerçeğini vurguladı. Bahçeli, bu tarihte neyin başladığını anlamanın ise Anadolu'yu yurt tutan ecdadın bugüne kadar bu topraklarda tutunabilmek için verdiği zorlu sürecin tamamını ve Türklüğün Anadolu'dan uzaklaştırılması için sergilenen senaryoları bilmekten ve doğru okumaktan geçtiğini söyledi. Bahçeli şöyle devam etti:
''Özellikle, asırlar sonra ilk toprak kaybımızın gerçekleştiği 1699 yılından 1920 yılına kadar geçen zorlu 220 yılın muhasebesinin hem vicdanlarda, hem de şuurlarda bir kez daha yapılması ve tazelenmesi şarttır. Geniş bir zaman aralığını bütüncül bakışla okuyacağımız böylesi bir derin ve kapsamlı muhasebe, milletimizin yüzyıllardır mücadelesini verdiği gerçeklerin, günümüze kadar ulaşmış yeni boyutunu ve şeklini de doğru anlamamızı sağlayacaktır. Bu itibarla, küresel gelişmelerin Türkiye'ye sunduğu fırsatları veya getireceği riskleri tahlil ederken; Büyük Millet Meclisi'nin hangi şartlar altında, hangi olayların sonucunda, hangi imkânlarla, kimlerin mücadelesiyle kurulmuş olduğunu; aziz milletimizin yüzyıllarca nasıl bir bedel karşılığında bu sonuca ulaştığını dikkate almamız milli bir sorumluluk olarak karşımızdadır.''
''23 Nisan 1920 tarihi, elbette ki üç yıl sonra varlığını ve bağımsızlığını bütün dünyaya ilan edecek olan Türkiye Cumhuriyeti'nin siyasi ve hukuki altyapısının hazırlandığı bir döneminin başlangıcıdır'' diyen Bahçeli, bu yönüyle ilk Meclisin, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu iradesi olduğunu ve değerinin asla tartışılamayacağını bildirdi.
Devlet Bahçeli, bu toprakları vatan yapan ecdattan devralınan mirasın, omuzlarımıza yüklediği görevin çok ağır olduğunu belirterek, ''Ancak bu kutlu vazifeyi yerine getirmek için ihtiyacımız olan cesaret ve ilham ise tarihimizin şanlı sayfalarında fazlasıyla mevcuttur. Türkiye'nin yükselişinin de tıpkı 23 Nisan 1920'de tecelli eden şuurda anlamını bulduğu gibi; sorunlara yalnızca başkent Ankara'dan bakan, ayrışmayı değil birleşmeyi, dağılmayı değil buluşmayı, parçalanmayı değil kucaklaşmayı, farklılaşmayı değil bütünleşmeyi hedefleyen kolektif anlayışla mümkün olabilecektir'' ifadesini kullandı..
23 Nisan 1920'nin aziz hatıralarını aramak ve anlamak için çok uzaklara gitmeye gerek olmadığına işaret eden Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
''19 Mayıs ruhunda tecelli etmiş yüksek ülkülerde, isli gaz lambaların ışığında kaleme alınan kararlarda, ardı arkası gelmeyen sararmış telgraflarda, heyecanla buluşulan Kongre salonlarında, asker götüren katarların loş vagonlarında, mermi taşıyan kağnıların teknelerinde, uykusuz gecelerle geçen meclis sıralarında ve nihayet, şahadetlerle dolu vatan topraklarında, onu anlamak ve tanımak isteyenler için kutlu anıları ve belgeleri canlılığını hala korumaktadır. Bugün de dün olduğu gibi, kardeşliğimize musallat olan gelişmeler karşısında en önemli direnç ve dayanma gücümüz, yüreklerinin vatan ve millet sevgisi ile dolu olduğunu düşündüğüm siz muhterem milletvekillerinin yüksek iradesinde saklıdır. Aziz milletvekillerinin atacakları her adımda, verecekleri her kararda mensubu oldukları 'Gazi Meclis'in tarihine, şerefine, namusuna ve anlamına uygun hareket edeceklerine olan inancım tamdır.''
DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, demokratik yollardan çözülmesi dışında hiçbir alternatifin kalmadığı Kürt sorunu başta olmak üzere 1924'ten beri cebelleşilen inanç ve ifade özgürlüğü sorunlarını bu dönemde çözmek zorunda olduklarını belirterek, "Kanla, bastırmayla, gözyaşıyla hiçbir sorunun çözülemediği geçmiş acılı deneyimlerimizle yeteri kadar açığa çıkmıştır" dedi.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ve TBMM'nin açılışının 89. yıldönümü dolayısıyla TBMM Genel Kurulu'nda gerçekleştirilen özel gündemli toplantıda konuşan DTP Genel Başkanı Türk, 89 yıl önce bugün Büyük Millet Meclisi'nin çoğulcu temsiliyet ilkesi temelinde kurulduğunu hatırlattı. Birinci Meclis'in kabul ettiği 1921 Anayasası'nda ademi merkeziyetçiliğin temel bir prensip olarak yer aldığına işaret eden Türk, 11. madde ile illerin mahalli işlerinde özerk olmalarının garanti altına alındığını söyledi.
Yıldönümünü kutladıkları halkın iradesi olan Meclis'in kuruluş özünü ve ilk yıllarını sürekli olarak yeniden hatırlamak durumunda olduklarını ifade eden Türk, "Bilinmelidir ki o demokratik ruha, o her farklılığın bir zenginlik olarak tanınıp garanti altına alındığı zihniyete yeniden dönme uğraşı içerisinde olmazsak eğer, devraldığımız mirasa karşı büyük bir gaflet ve kötü niyet içinde oluruz" diye konuştu.
Yeni bir Anayasa ile katılımcı demokratik sistemini oturtmuş bir Türkiye'de, ne Kürt sorunu, ne düşünce ve inanç sorunu, ne de gelir adaletsizliği sorununun kalacağını belirten Türk, tam tersine 70 milyonluk nüfusuyla tam demokratik, kapsayıcı, aktif ve kalkınan bir ülkenin ortaya çıkacağını ifade etti.
Türk, "Bizim mücadelemiz de, rüyamız da, hayalimiz de budur. ıki yıla yakın bir süreden beri Meclis'teki temsiliyetimizle bütün uğraşımız ve çabamız bu hayali gerçekleştirmektir" şeklinde konuştu.
Kendilerini sürekli olarak yenilemeyen sistemlerin, Cumhuriyet rejimi ile yönetiliyor olsalar bile otoriter olmaya mahkum olacaklarını belirten Türk, bu ülkelerin gittikçe demokrasiden uzaklaşacaklarını, yoksullaşacaklarını ve otokratik bir düzen halini alacaklarını savundu.
Türk şunları söyledi:
"Birinci Meclis'ten devraldığımız ülkemizin demokratik parlamenter sisteminin gidişatı çok da iç açıcı değildir. 1924 Anayasası ile kuruluşundaki demokratik ruhun tam zıttı olan otoriter ve merkeziyetçi bir sisteme dönüşen Cumhuriyetimiz hala demokratikleşeceği günlerin sancılarını çekmektedir. Askeri vesayet ve seçkinci yönetim anlayışı, bir türlü demokrasimizin yakasından düşmemektedir. Kurumsal statüko, iç düşman, dış düşman tanımlamaları ile, tek millet, tek dil söylemleriyle, otoriter ve vesayetçi yönetimi sürdürmeye devam etmektedir. Bu yaklaşımın, yıldönümünü kutladığımız parlamenter sistemimizin kuruluş özüyle uzaktan yakından bir ilgisi yoktur."
Türkiye'nin yıllardan beri yaşadığı demokratik açmazla gündemde olan ekonomik kriz bir arada düşünüldüğünde bu şekilde devam edilemeyeceğinin apaçık ortada olduğunu ifade eden Türk, demokratik yollardan çözülmesi dışında hiçbir alternatifin kalmadığı Kürt sorunu başta olmak üzere 1924'ten beri cebelleşilen inanç ve ifade özgürlüğü sorunlarını bu dönemde çözmek zorunda olduklarını dile getirdi.
Türk, "Kanla, bastırmayla, gözyaşıyla hiçbir sorunun çözülemediği geçmiş acılı deneyimlerimizle yeteri kadar açığa çıkmıştır. Çağın demokratik değerleri doğrultusunda, birilerinin dediği gibi tekçi ulus-devlet dogması şeklinde değil, demokratik çoğulcu bir ulusal anlayışla, yeni bir Anayasa'dan başlayarak, sorunlarımızı demokrasi içinde çözmek zorundayız. Bu bir tercih değildir. Geçmişin mirasına sadakat anlamında bir tarihi zorunluluktur. Demokratik ulusal egemenliğimizi pekiştirmenin tek yolu budur. Takdir edersiniz ki çocuklarımıza, demokratik ve özgür bir ülke oluşturmanın yolu, onları hapislere tıkamaktan ve olur olmaz cezalar vermekten geçmez. Kendi dönemi ile karşılaştırıldığında, hiçbir demokraside olmayan bir çocuk bayramına sahip olmamıza rağmen, çocuklarımıza reva gördüğümüz uygulamalar, ne durumda olduğumuzun en açık ifadesidir. Partiler üstü bir anlayışla bu sorunları çözeceğimiz, seçkinci devleti demokratik çoğulcu bir Cumhuriyete dönüştüreceğimiz umudunu koruyorum" dedi