logo

Kullanıcı Bilgileri

Üye girişi yapmadınız.

Giriş


Giriş

Home Haber Servisi Güncel Konular Yorum&Analiz Referandumun tarihe gömdüğü parti
Referandumun tarihe gömdüğü parti PDF Yazdır E-posta
Yazar medyacı   
Çarşamba, 15 Eylül 2010 10:32




Referandumun tarihe gömdüğü parti Referandumun tarihe gömdüğü parti

Medya ‘Hayır Cephesi’nin aldığı ağır hezimeti MHP'nin üzerine faturalandırılsa da, aslında referandumun en köklü sonuçlarından biri, Türk siyasetinin en önemli partisinin tarihe intikaline kapı aralamasıydı. Hangisi dersiniz...

Bugünkü yazımda hayır cephesinin iki güçlü partisi CHP ve MHP’den söz etmeyeceğim. Ama şu not düşülmezse eksik kalır.

 CHP yandaşı belli bir medya grubu ‘hayır cephesi’nin karşılaştığı ağır hezimeti büyük ölçüde MHP üzerinden faturalandırıyorlar.

Aslında amaçları belli...

Önümüzdeki iki yılda üst üste iki seçim var. Birincisi yaklaşık 10 ay sonra 2011’de yapılacak genel seçim.

Diğeri ise, eğer YSK, “Sayın Gül’ün görev süresi 5 yıldır” derse, 2012’de yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi. Çankaya’ya çıkacak ismi ilk defa halk seçecek. AK Parti ve muhalefet partileri şimdiki iletişim stratejilerini sürdürürlerse, toplum bugün olduğu gibi o gün kutuplaşması da kaçınılmaz.

Belli medya grubu, hızla yaklaşmakta olan 2 seçim sürecinde, AK Parti’nin alternatifinin henüz ortada görünmediği şu ortamda, CHP'yi çok da hırpalamayı stratejileri açısından uygun görmüyorlar. Bu nedenle, ya Gandi Kemal’le ilgili olumsuz yayınları hızla kesecekler, “ve o iyi ama etrafı..” yaygarası koparacaklar, yada acil bir lider arayışına girecekler. Bu konunun ayrıntılarını daha sonra ele almak üzere mevzuyu kapatalım.

Doğrusunu isterseniz, yazıya başlık teşkil eden konuyu kaleme almak üzere bir word dosyası açıp üzerine bugünün tarihini ve yazı başlığını attığım gün, referandumun epey öncesine dayanıyor.

Referandum sürecinin ve sonuçlarının bazı partiler açısından, ‘görünen köy klavuz istemez’ denilecek kadar berrak bir tablo vardı. Şair ve yazarlığı unutulup, sadece "Kırk yıllık Kani, olur mu Yani" sözü ile hatırlanan Ebubekir Kani’nin dediği gibi, yazmada acele etmeyi gerektirecek durum yoktu.

Dün akşamki Bursa maçından sonra yazıyı kaleme almak üzere bilgisayardaki bu dosyayı açtığımda, Haber7.com’a maçtan önce giren son haberde, Başbakan Erdoğan’ın Aydın Menderes'i ziyaret ettiği bilgisi vardı. Bu ziyaretin stratejik açıdan zamanlaması oldukça yerinde. Bu ziyaretin yazıda vermek istediğimiz mesajla doğrudan ilgisi var.

Sözü uzatmayalım...

MHP referandumdaki tavrı itibari ile eleştirilebilir. Ama neticede partinin kurucu lideri olan Alparslan Türkeş, 27 Mayıs darbesini gerçekleştiren cuntanın en önemli isimlerinden biriydi. Parti içinde hala cunta eğilimliler olması normal.

Fakat 27 Mayıs darbesinin idam sehpasına gönderdiği Adnan Menderes’in kurucusu ve başbakanı olduğu Demokrat Parti’nin, günümüzde ismini (içi boş bir iddia bile olsa felsefesini) sürdürdüğü iddiasındaki bir partinin, cunta heveslililerinin içinde bulunduğu, darbe dönemlerinde tesis edilen mevcut statükonun sürmesinden yana tavır alması, bu partiyi fiilen tarihe intikal ettirmiştir.

Hiç mübalağa yapmadan söylüyorum. Menderes ve Özal’ı mezarlarından kaldırıp birini Demokrat Parti’nin, diğerini Anavatan Partisi’nin başına geçirseniz bile, bu enkazın kaldırılması ve her iki partinin imajının derlenip toparlanması mümkün değildir. Oy oranı anketlerde “diğer partiler” kategorisinde ancak yer bulan Demokrat Parti artık fiilen bitmiştir. Olası bir seçim öncesi dişe tırnağa dokunacak oy oranı alabilecek bir sağ parti ile koalisyon yapma ihtimali bile sıfırdır. Demokrat Parti artık, sol eğilimli ve Ergenekon’un sözcüsü durumundaki kişilerin görüş beyan ettiği ucube bir sağ partidir.

Erkan Mumcu AKP’nin Kültür Bakanı iken ANAP’a lider olmak için bakanlıktan istifa ettiğinde, “ANAP'ın mumu aydınlatır mı?” başlıklı (15 Mart 2005 tarihli) yazı yazmış, siyaset sosyolojisi açısından bunun imkansızlığını ayrıntılı olarak anlatmıştık. (Tıklayınız.)

Ben o operasyonun da Silivri aktörleri ile ilgisi olduğunu düşünüyorum. Tıpkı Sayın Şener’in en kritik dönemde partisini terk etmesi gibi... (“Abdüllatif Şener Ergenekon'un neresinde?” Tıklayınız)

Krize dönen 2007’deki cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde 367 garabetinin mimarı Sayın Sabih Kanadoğlu, pazarlamacısı Sayın Hüsamettin Cindoruk olmuştu. Bu oyun o dönem tuttu da... Tezgahın nasıl işletildiği Silivri iddianamelerinde görülüyor.

O dönemde parti yönetiminde olmayan Hüsamettin Cindoruk için, henüz Sayın Gül seçilmemişken, (17 Ağustos 2007’de) bu köşede yazdığımız “Vah Menderes, demek Cindoruk avukatındı...” başlıklı yazı kaleme almış, Menderes’in kemiklerini sızlattığını anlatmıştık. Meğer kendisi Menderes’in avukatı falan da değilmiş. Bu ifade 50 yıldır kullanılmasına rağmen sesini çıkarmamış. Siyasi referans olarak ise faydasını görmüş.

Sayın Cindoruk pazar günü oyunu kullandıktan sonra kameralara,"Bu referandumu yapıp da rejime baskı uygulamayı düşünenler muvaffak olamayacaklardır" demiş. Halka sorulmamasını istemiş. Darbeci rejimi koruma misyonunun Demokrat Parti liderine kalması, bilincini yitirmiş bir yoğun bakım hastasının ne dediğini bilmez sözlerini çağrıştırmaktadır. Bu siyasi tavırlarla Demokrat Parti mirasına mum dikilmiştir.

Nisan ayında Anayasa değişiklik paketi Meclis’te görüşülürken, AK Parti oylarını ne düşürüyor ne artırıyor” başlıklı yazı kaleme almıştık. Sadece devletler değil, partiler, şirketler, kurumlar vb. durduk yerde tarihe intikal etmezler. Zincirleme hatalar zinciri belli bir yöne sürükler onları.

Demokrat Parti artık tarihin tozlu sayfaları arasına yol almıştır. Bir devrin biten hikayesi gibi olan 12 Eylül referandumunun ardından Sayın Erdoğan’ın Sayın Menderes’i ziyareti ise, Menderes’in artık sadece hatıralarda kalan ‘manevi siyasi terekesini’ adeta bir Fatiha ile son defa uğurlamak gibidir. Bu nedenle anlamlıdır.

Süleyman Soylu'yu anmamak eksik olur. Onu da, Demokrat Parti çökerken son anda enkaz altında kalmaktan kurtulan ve gerçeği haykıran şanslı bir nefer sayabilirsiniz.

Bu vesile ile, Demokrat Parti’nin demokrasi için bedel ödeyen mimarlarına birer Fatiha okuyarak yazımızı bitirebiliriz. Ruhları şad olsun.

Diğerleri mi? Tarihin onları nasıl okuduğunu zaman gösterecek.

12 Eylül tarih olarak hakikaten ilginç bir tevafuk oldu. Kaderin örgüsü bu kadar olur... Allah insanların finallerini de temel hayat felsefelerine göre yazıyor.

Prof. Dr. Osman ÖZSOY – Haber 7
www.osmanozsoy.com.tr




Kaynak : haber7.com

 
Joomla SEF URLs by Artio


Temel Güç Joomla!. Designed by Lonex web host, dreamweaver hosting. Valid XHTML and CSS.